S.SERRA TAYLAN

YİNE DEPREM, YİNE KORKU. 

YİNE DEPREM, YİNE KORKU. 

A
a

 

Yine bir Cuma Akşamı korkuyla irkildik.Yavaş yavaş kendini hissettiren hareketlilik giderek hızlandı.Ama bu kez usul usul salladı.Uzun sürdü yine.Hiç bitmeyecekmiş gibi geçen saniyeler boyunca yaşanan bir kaos. 

Bir kez daha kendini hatırlattı deprem.Bu kez KAndilli Rasathanesine göre Elazığ Karakoçan merkezinde, AFAD a göre ise Bingöl ün Kığı ilçesinde merkez üssü olan bir deprem ben her daim varım dedi.Korktuk, ürktük..Tek tesellimiz can kaybının olmaması.Ve lakin bu gerçekle nasıl yaşayabileceğimizi hala öğrenemedik.Hala yabancı gözlerle ,şaşkın bir şekilde depremi yaşıyoruz. 

Depremin hemen ardından yine o bilindik duyguları yaşadık.Aşırı korkmuş hissetme, ne yaptığımızı bilememe, tepki verememe, bulunduğumuz ortamı ya da durumu tam algılayamama gibi durumlar yaşadık.Bizi aniden etkisi altına alan bir ölüm korkusu ve bunun karşısındaki çaresizliğimiz... 

Yıkılan evler ,korkularımız.Can kaybı olmamasından dolayı yaşadığımız buruk sevinç. 

Evet yine bir travmanın eşiğindeyiz.Bir psikolog değilim elbet, ama depremi yaşamış hissetmiş biri olarak yaşanan,yaşanacak travmalara aşinayım.Benim gibi bu korkunç  gerçekle yüzleşen herkes de atlatmaya çalıştığı travmayı her depremle bir kez daha hissetmeye başlıyor. 

 

Son zamanlarda depremle ilgili olumsuz yaşantıların meydana gelmesi, birçok kişinin ruh sağlığının olumsuz etkilenmesine yol açtığı yadsınamaz bir gerçek.. Özellikle bizim de bulunduğumuz bölgede geçmişte de( hatta çok yakın bir geçmişte yaşadığımız Elazığ Depremi) depremle ve sonrasıyla ilgili zor yaşanmışlıkların  olması, ilişkili ruhsal yıkımlara yol açmıştır.. 

Kİşinin fizyolojik ve psikolojik olarak sağlığını derinden etkileyen, atlatması uzun süren ve acziyet hissiyle karışık bir korku yaratan deprem gerçeği şayet onu kanıksayıp bu gerçekle yaşamayı öğrenemezsek derin travmalara yol açacaktır.. Elbette insan hayatında üzüntü verici olan her olay   ruhsal travma yaratmaz.Çünkü yaşadığımız toplumda hemen herkesin yaşadığı bir çok travmatik olaya uzak ya da yakından şahit oluyoruz.Bunlarla başetme yollarını arıyoruz. Ancak  deprem gibi doğal ve aniden gelişen  afetler , bir anda ve muhtemeldir ki en savunmasız olduğumuz zamanlarda yaşandığı için bıraktığı izleri silmek de kolay olmuyor.Günlerce belki aylarca en ufak bir sarsıntıyı bile deprem korkusuyla karşılıyo hale geliyoruz.Uykusuzluk yaşıyoruz, kapalı alanlarda kalmaya korkuyoruz belki. 

Çoğumuzun  depremi yaşadığımız ilk anda hissettiği şey panik oluyor.Yani ilk anda kendimizi sağlama alma güdüsü ile ya evlerimizden kaçmaya ya da ev içindeki güvenli bir yerde korunmaya çalışıyoruz.Ancak  travma ile ilişkili belirtiler saatler ve günler sonrasında ortaya çıkabiliyor. Deprem olgusunu, hayat rutinlerimizi her alanda ve farklı şiddetlerde etkileyen, değiştiren bir doğal yaşam olayı olarak değerlendirmemiz gerekiyor belki de.Düşünsenize sadece şu son 1,5 yılda bile şiddetli kaç deprem yaşadık.Kaç kere o korkularımız tazelendi.. Depremin bizi bu kadar etkilemesi  süreci kontrol edemiyor oluşumuzdan, nedenini beşeri olarak göremeyeceğimiz gibi zamanı da belirleyemediğimiz bir olgu bu. Aciziyetimizin en belirgin olarak ortaya çıktığı bir şey bu deprem kavramı..  

Deprem gerçeği ile bu kadar yüzleşmişken.Lütfen..Artık bir şeyler yapalım.Devlet kendi üzerine düşeni yapsın elbette.Depreme dayanıksız olan binaları tesbit etsin, gerekiyorsa çürük olarak tanımlanan binaları kentsel dönüşüm sürecine desteklemeleriyle katsın, depremden korunma bilincini arttıracak eğitimler versin…Ama bireysel olarak bizler de bir şeyler yapmalıyız.Hepsinden önce depremin bu coğrafyanın bir gerçeği olduğunu kabullenmeliyiz. Oturduğumuz evlerin sağlam olduğundan emin olmalı, varsa bir sorun, çürümüşlük bunları yetkilierle paylaşmalıyız.Ya da kendimize bir deprem çantası hazırlamalıyız.Çünkü madem ki böyle bir gerçeğimiz ve bunun karşısında bir acziyetimiz var.Bu acziyeti minimuma indirmek için elimizden geleni yapmalıyız.İmkanlarımız dahilinde binalarımızın depreme dayanıklılığını ölçtürmeliyiz.Depremden veya artçı sarsıntılardan korunmak için binamızın deprem yönetmenliğine uygunluğunu tespit etmeyi unutmamalıyız.Çünkü sadece deprem yaşandığı an ya da sonraki birkaç günlük süreçte gündemimizde olan bu konu depremin etkileri silinmeye başladıkça gündemimizden de düşüyor.Deprem sırasında kendimizi koruyabilmek adına  ev içinde tehlike oluşturabilecek eşyaları sabitlemeyi de alacağımız bireysel önlemlerden sayabiliriz. 

Ama en önemlisi toplumsal bilinçlenme.Binaların sağlam olması.Bu konudaki denetimlerin hakkıyla yapılmış olması..Çünkü defalarca dile getirilen bir gerçeği bir kez daha belirtmek istiyorum.Deprem bu coğrafdyanın kaderi..Kaçınılmaz, önlenemez.Ama tedbir alınırsa toplum olarak yara almadan atlatabileceğimiz doğal bir olaydır.Yani deprem öldürmez.Binalar öldürür.O binaları yapan, o binalara sağlamdır diye rapor veren, gerekli denetimleri zamanında yapmayanlardır katil olan.Diliyor ve umuyorum ki artık bu yaşadıklarımız geç de olsa önlemler alabilmemiz adına adım atmamızı sağlar. 

 

1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

alinti yazarlar ALINTI YAZARLAR
hava durumu HAVA DURUMU
anket ANKET

Sİzce Dolar daha fazla yükselir mi?

e-gazete E-GAZETE
sayfalar SAYFALAR
arşiv HABER ARŞİVİ
linkler LİNKLER
duyurular DUYURULAR

1 Çay Kaşığı Dilinizde Bekletirseniz...

1 çay kaşığı balı dilinizde bekletirseniz...

Sıcacık içeceğinizden veya çorbanızdan bir yudum almak için sabırsızlanıyorsunuz ancak ilk yudumda diliniz öyle bir yanıyor ki geri kalanının keyfini çıkaramıyorsunuz.

Üstelik dilinizin iyileşmesi uzayınca yediklerinizden hiçbir tat alamayacaksınız. Peki dil yanması nasıl çabuk iyileştirilir?

Ağzınızdan nefes alın
 
Sıcak bir şey yedikten sonra hemen tükürün, dilinizi dışarı çıkarıp ağzınızdan nefes alıp vermeye başlayın. Ağzınızdan nefes aldığınızda soğuk hava içeri girerek yanmayı azaltır.

Soğuk bir şey yiyin/için
 
Hızlı bir şekilde soğuk bir şey yiyip içmek dilinizin sıcaklık derecesini düşürecek, inflamasyonu azaltacak ve doku hasarını önleyecektir. Buz ya da bozlu dondurma emebilirsiniz. Soğuk bir içecekten küçük yudumlar alın.

Ağzınızda ılık su çalkalayın
 
2013'te yapılan bir araştırmaya göre, yanıklardan sonra oluşan hasarı azaltmak için ılık su kullanılabilir. Ilık su, mikrosirkülasyonu arttırarak dokuların ölmesini engelliyor. Ilık suya biraz da tuz atarsanız enfeksiyonu önleyecektir. 1/2 çay kaşığı tuzu bir bardak ılık suyla karıştırıp ağzınızda 30 saniye çalkaladıktan sonra tükürün. Diliniz iyileşene kadar günde birkaç kez uygulayabilirsiniz.

Bal
 
Bal, antibakteriyel özelliğiyle bakterinin hasar gören ciltte enfeksiyon oluşturmasını engelliyor; şişliği ve acıyı azaltıyor, iyileşmeyi hızlandırıyor. 1 çay kaşığı balı dilinize yayın, dilinizin üzerinde mümkün olabildiğince bekletin. Gün 2-3 kez tekrarlayın. Bal 1 yaşının altındaki çocuklara verilmemelidir!

Şeker
 
Şeker yanma hissini yatıştırır. Tat alma duyusunu geliştirir. 1 çay kaşığı şekeri dilinize koyup dilinizi damağınıza yaslayıp şeker eriyene kadar bekleyin. Kan şekeriniz yüksekse tavsiye edilmez!

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat